Erdoğan ve Türkiye Neden Hedefte

Erdoğan ve Türkiye Neden Hedefte

Erdoğan ve Türkiye Neden Hedefte?

Anadolu…

Yiğitlerin ve kahramanların diyarı…

Bozgunculuğun, şiddetin, zulmün, insana yakışmayan yaşantının kol gezdiği topraklar…

Ta ki, İslamın ve Türklerin bu diyara gelmesine kadar.

Milletimiz, yaklaşık 230 yıl süren Anadolu Selçuklu Devleti ile beraber 850 yıl boyunca dünyaya pişdarlık yapmış, adalet getirmiş ve insanlığa üstün bir medeniyet yaşatmıştır.

Tüm oyunlara tüm haçlı seferlerine rağmen yetiştirdiği liderlerle beraber hepsinin üstesinden gelmiş ve ayakta kalmıştır.

Üstün medeniyetini kurarken gereken tüm lazımları her boyutuyla yerine getirmiş; kültür, askeri gelişim, toplumsal ahlak, devlet ahlakı, zamanın gereklerine uygun üretim, ticari ve ekonomik gelişim gibi tüm lazımları gerçekleştirmiştir.

Ancak maalesef; son 150-200 yıl boyunca takip edilen, ayağa kalkmaya çalışınca başına bir şey gelen devlet ve millet haline getirildi.

Bunda iki etken var: birincisi; bizi güç olarak görmek istemeyen başta İngiltere olmak üzere batılı devletlerin veya güçlerin yaptıkları. (örneğin; sadece İngiltere’nin Osmanlıyı parçalamak için binlerce ajanı yetiştirip bu topraklarda görevlendirmesi gibi.)

İkinci önemli etken; ileri medeniyetin gereklerini yapmayı bırakmamız ve bize karşı oynanan oyun, uygulanan olumsuz planları bozmak için hem devlet hem millet olarak çalışmamamız ve neticede başarısız olmamız.

Ancak son yıllarda bişeyler yapmaya; politik ve ekonomik olarak birşeyler başarmaya, birşeyler görmeye başladık.

Ekonomik sebepler…

Türkiye son yıllarda ekonomiyle ilgili önemli gelişmeler gösterdi.

İnsanını daha çok gelirle tanıştırdı. Bunu Gini katsayısında da görüyoruz. 2001’de 0,44 olan katsayı 2013 yılında 0,38 olarak gerçekleşti. Herkesin aynı gelire sahip olduğu bir toplumun Gini katsayısı 0 iken, tüm gelirin bir kişide toplandığı (birden çok kişinin mensup olduğu) toplumun bu katsayısı 1'dir. Bu ölçümün, 2000’den önceki yıllara göre ülkemizde sıfıra doğru yaklaştığı yani gelirin daha çok tabana dağıtıldığı rahatlıkla söylenebilir.

Sağlık göstergelerinin iyileşmesi, her ülkede olduğu gibi bizde de yaşam kalitesini artırır. Nitekim doktor başına düşen nüfus 2002’de 693 iken 2014’te 376’ya düşerek iyileşme gerçekleştirildi.

2000-2001 yıllarında yükseköğretimde % 28 olan okullaşma oranı 2013-2014 yıllarında % 97,1 seviyesine çıkarılmıştır. Benzer başarılar okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim alanında da gösterildi.

Eğitim harcamalarının GSYİH’ya oranı 2001’de % 2,3 iken 2014 yılında % 4,2’ye çıkarıldı.

Milli gelir yaklaşık 4 kat artırılarak 800 milyar dolara artırıldı.

Elektrik enerjisi üretimi 122.725 Gwh’den (2001) 250.381 Gwh’e yükseltildi.

Hava yolu ile yolculuk etmek insanımızın geneli için hayal iken gerçek oldu. 2003 yılına kadar yani tüm cumhuriyet tarihinde yapılan hava limanı sayısı 26 idi. 2015 yılı itibariyle hizmet veren hava alanı sayısı 55 olarak gerçekleşti. Halen 4 tanesinin inşaatı devam ediyor. Ki bunlardan İstanbul 3.hava alanının yapılmaması için başımıza gelmeyen kalmadı.

Hava yoluyla taşınan yolcu sayısı 1975-2002 (23 Yıl) arası 150.970.786 iken; 2003-2014 (12 Yıl) arasında 324.132.953 kişiye çıkarıldı.

Otomobil servet iken ihtiyaç haline geldi. 2002 ve öncesinde araba sahibi olmak ayrı bir itibar ve zenginlik unsuruydu. Ancak milli gelirin artırılması ile (200 milyar dolardan 800 milyar dolara) insanımızın da geliri arttı ve rahatlıkla araba almaya hatta eşine ve çocuklarına araba alımlarını yapacak duruma gelindi.

2001 yılında üretilen otomobil sayısı 175.343 idi. 2014’te üretimi yapılan otomobil sayısı 4 kattan fazla artırılarak 733.439 olarak gerçekleştirildi.

Enflasyon milleti perişan etmişti. 2003 ve sonrasında gösterilen başarılı bir ekonomi yönetimi ile hem ekonomimiz büyüdü hem de enflasyon canavarından kurtulduk. İkisini beraber başarmak çok zordur. Ancak bu başarı gösterildi. % 54,4 (2001) seviyesinden % 8,9’a (2014) düşürüldü.

Bu sayede faiz oranları da % 200’lerden % 11 seviyesine indirildi. Ve yine bu sayede yatırımlar daha çok teşvik edilebildi. 2001 yılında kamu ve özel sabit sermaye yatırımları tutarı 36.3 milyar lira iken 2014’te 361.6 milyar liraya çıkarıldı.

İhracat rekorlara doymadı. 2001 yılındaki ihracatımız 31.3 milyar $ iken; 2015’te bu rakamı 143.83 milyar $’a çıkardık. 2014 yılında ise yakalanan 157.61 milyar $’la zirveyi gördük.

Savunma sanayiinde çok yol aldık. Türkiye savunma sanayi 2014 yılında yaptığı 1.5 milyar dolarlık ihracatla dünya sıralamasında da iyi yol kat etti. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) raporuna göre Türkiye, 2010-2014 yılları arasında yapmış olduğu atılımla ilk 20 savunma sanayi ihracatçı ülkeleri arasında yer aldı.

Diğer taraftan kendi helikopterinin, tankının, savaş gemisinin, savunma sistemlerinin, bombalarının üretimini büyük oranda millileştirerek hayal birçok proje hayata geçirildi.

Bu başarıları Türkiye gösterdi. Lideri Erdoğan’ın yönetiminde başardı.

Türkiye’nin ve halkının ayağa kalkmasını istemeyenler de tüm bu başarılardan dolayı Türkiye’yi ve lideri Erdoğan’ı hedefe aldılar.

Faiz lobisi…

Kimileri bilerek ve kasten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatör, kapalı, popülist bir ekonomi anlayışıyla suçluyor.

Bunun böyle olmadığını 2003-2016 yılları arasındaki ekonomik veriler ve uygulamalar tüm çıplaklığıyla açıklıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diktatör olduğu yalanı… Bu yersiz suçlamanın komikliğini şöyle aktarayım:

1 Kasım 2015 seçimlerine katılma hakkı kazanan parti sayısı 31. Bu seçimlerden önce Türkiye’de kurulu parti sayısı ise 97. Bu durum 2002-2011 arası önceki seçimlerde de hemen hemen aynı…

Yani 97 partinin kurulu olduğu ve bu partilerden 31’inin seçimlere katıldığı bir ülkede; Erdoğan, üç dönem birinci çıkarak başbakanlık yaptı. 10 Ağustos 2014 seçiminde de üç aday arasından demokratik yollarla % 52 oyla ve yüksek bir katılımla vatandaşından destek alan bir lider.

Aslında Cumhurbaşkanı hakkındaki bu yersiz algı operasyonları ve dezenformasyon bilinçli ve maksatlı…

Kısaca ufak bir bilgi aktarayım: Yetmişli, seksenli yıllarda gelişmekte olan ülkeler, dalgalı kur rejimi uygulamıyordu. Bu ülkelerdeki para politikaları dışarıya para aktarmak, borçlandırmak-borç ödetmek üzerine kurguluydu. Bu ülkelerde sanayi yatırım ve ara malı üretimi olmazdı. Dolayısıyla bu ülkeler büyüdüklerinde yüksek ithalat ve yüksek enflasyonla karşılaşırdı.

Ancak bu ülkelerde uygulanan Ortodoks İMF programları sayesinde bu süreç, bir müddet sonra “devalüasyonla” noktalanır ve bu ülkelerin ihraç mallarını sudan ucuz hale getirirdi. Sonra bu ülkelere dönerek yoğun bir kemer sıkma, borç verme ve ödetme kısır döngüsüne maruz bırakılırdı.

Bu kısır döngüde bir taraftan da yüksek faizle bu ülkelerin ve devletlerin cepleri boşaltıldığı gibi yatırımların yapılmasına da engel olunurdu.

Tam bir faiz ve soygun ekonomisi.

Bu kısır döngüye maalesef Türkiye de maruz bırakıldı. Ta ki, 2003’e kadar.

Buna itiraz eden ise Cumhurbaşkanı Erdoğan.

İşte Erdoğan’a algı operasyonlarını yapmalarının asıl iki sebebinden biri bu.

Bu faiz ve soygun ekonomisi dışa açık değil kapalı bir ekonomiyi işletir. Finansal ve reel piyasalar işlemediği gibi tekel rantı soygunu işler. Bu anlayış, uzun vadeli iş ve yatırım olan yabancı sermayeyi de engeller.

Yani kendilerinin yaptıklarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı suçluyorlar. Sebebi ise bu faiz ve soygun kısır döngüsüne itiraz etmesi ve onların sözünü dinlememesi.

İkinci sebep: Asıl mesele yakalanan ve bilinçlenen ruh…

Ülke ve milletimiz, özelikle son 14 yılda gösterilen ve gerçekleştirilen hedefler ve liderinin gösterdiği duruş ile milletimizin öz güveni yerine gelmiş, tarihte oynadığı büyük rolü hatırlayarak uyanmış, genleriyle barışmış ve büyük hedeflerle daha da büyüyen bir duruma gelmiştir.

Bu milletin bu izzet-i duruşunun mimarı ise Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Tabularını yıkmış, kabuğunu kırmış bu ülkeyi ve milletini ve liderini özellikle 2012 ve sonrasında hal edilmesi gereken unsurlar olarak hedefe koydular.

Onlara göre bu millet uyanmamalı. Fatih Sultan Mehmetler, Yavuzlar, Kanuniler, Abdülhamit’ler doğmamalıydı… Ülkesine sevdalı liderler yetişmemeliydi…

Ama birisi çıkıyor: Recep Tayyip Erdoğan…

Çok farklı. Aynen Fatih’ler gibi duygularını dolu dolu yaşıyor. Milletine hedefler koyuyor ve bir, bir gerçekleştiriyor

Büyük bir zihniyet devrimi gerçekleştiriyor; ille de izzet, mutlaka izzet diyordu. Öleceksek adam gibi ölelim, diyordu. Aynen ecdadı gibi

Diğer taraftan onun bu duruşu, kendisini milletiyle bütünleştiriyordu… Halkı onu bağrına basıyor, gönlünün kapılarını açıyordu. Millet, kendisini sahipleniyor (15 Temmuz’da olduğu gibi) ve Tayyip, benim gibi kızıyor, benim gibi sinirleniyor, benim gibi ağlıyor… benim gibi Kur’an okuyor ve en önemlisi beni ve benim çıkarlarımı koruyor, diyordu.

İşte, Türkiye’nin ve liderinin hedeflenmesinin temel sebebi de bu…

(18.11.2016 tarihli Yeni Şafak Gazetesinde yayımlandı)

Yorumlar

0 342 220 50 15 0 342 220 50 15 info@ahmetgüzel.com.tr
İncilipınar Mah. Gazimuhtar Paşa Blv. Nişantaşı Sk. Tekerekoğlu İş Mrk. Kat:4 No:94 Şehitkamil/GAZİANTEP

Tüm Hakları Saklıdır. © 2019